Dün Kal-Der’in düzenlemiş olduğu 14. Ulusal Kalite Kongre’sindeydim. Akşam dönerken aklıma pazarlama ne için yapılmalı? Nasıl farklı bir şeyler yapılabilir? diye düşünürken bir sürü fikir geldi. Ama bir çoğu uygulanabilir olmadığı için eledim. Ama bir tanesi bana çok mantıklı geldi. Alışveriş merkezlerini özellikle Carrefour, Metro, Migros gibi büyük marketleri düşünün. Müşterinin yaşadığı en büyük sorun nedir? Özellikle hafta sonları, o kalabalığın içerisinden alışveriş arabasıyla otomobilinize kadar ulaşmak bir işkencedir değil mi? Peki X firmanın elemanları, üzerlerinde tişörtleriyle siz kasadan çıktıktan sonra gelip kendilerini ve firmalarını tanıttıktan sonra dilerseniz aracınıza kadar yardım edebiliriz diye sorsalar, ilginizi çekmez miydi? X firma burada hem algısını kuvvetlendirmiş olacak, hem sadakat yaratacak, hem de bu hizmetin dillenmesini sağlayarak firma bilinirliğini arttırmaz mıydı? Birde yardımcı elemanın kasadan otomobile kadar geçen yolda müşteri ile birebir iletişime geçerek ürün veya hizmet hakkında bilgi vermesi daha akılda kalıcı ve kabul edilebilir olmaz mıydı? Bana çok mantıklı geldi. Siz ne dersiniz? Tek dezavantajı, bunun hırsızlarca suistimal edilmesi. Özellikle son günlerde…
İnternette Türkiye’de henüz çok fazla içerik ne yazıkki hala yok. Ama yine de durum her geçen gün iyileşiyor. Özellikle bloglar sayesinde içerikler zenginleşiyor. Kısıtlı da olsa içeriğini ücretli olarak ziyaretçilerine açan siteler var. Yani içeriği, makaleyi okuyabilmek için siteye ücret ödeyerek abone olmak durumundasınız. Peki şöyle bir durum hoşunuza gidermiydi? Okumak istediğiniz içerik ücretliyse, tıkladığınızda karşınıza iki opsiyon gelse. Birincisi, “bu içeriği okumak için ücret ödeyerek siteye abone olmalısınız” opsiyonuyla, ikincisi ise bu içeriği “X firmanın sponsorluğunda okumak için tıklayın” (firmanın logosu, bannerı vs.) opsiyonu olsa hangisini seçersiniz? Ben ikincisini seçerdim. Büyük ihtimal büyük bir çoğunluk benim yaptığımı yapardı. Ve önemli bir içerikse o firmaya karşı minnettarlık hissederdi değil mi? Bunu yurtdışında The Economist e-mail bültenlerinde yapıyor. Bazende bu içeriği ücretsiz okumak için “x firmanın reklamını izlemek ister misiniz?” seçeneği çıkıyor. Birde reklam güzelse içerikten çok reklam izleniyor. Hatta arkadaşlara tavsiye ediliyor. Bu fikri Türkiye’de uygulayacak birileri var mıdır acaba?
Hafta sonu
Eylül’ün blogunda
Vestel’in yeni ürünü dizüstü bilgisayar görünümlü DVD player ile ilgili bir
yazısını okudum. Yazının ana fikri; yenilik yapmak adına anlamsız ürün birleştirmeleri yapan şirketler. Ve örnek olarak
Vestel… Hak vermemek mümkün değil.. Ben bu durumu bir dönemler revaçta olan Arabesk furyasında Müslüm Gürses’in durumuna benzetiyorum. Yakaladığı rüzgârla her ay bir kaset çıkaran, hatta birisini duymadan yenisinin piyasa çıktığı gibi komik durumlarla da karşılaşılıyordu. Aynı şey pop müzik furyasında da vardı. Her gün yeni bir şey yaptığını (yeni bir sound yakaladığını, farklı bir yorum iddiası, doğu-batı sentezi yalanları) iddia eden yapımcıların piyasaya sürdüğü aynı formattaki zavallı insanlar… Çoğunu hatırlamıyoruz bile. İçlerinden sadece 1-2 tanesi günümüze kadar gelebildi. Aynı milyonlarca spermden sadece birisinin ana rahimine ulaşması ve doğumla sonuçlanan mucizevi olay gibi.Bu durum şimdide ne kadar farklı da görünse iş dünyasında yaşanıyor. İlk olma durumunu kullanarak farklı olduklarını iddia ediyorlar. Üstelik bunu sadece
Vestel yapmıyor tabiî ki… Ne hikmetse tanıtım ve reklamı sadece gazete ve televizyon zanneden bu şirketlerimiz yeni ve ilk diye lanse ettikleri ürünleri nedense aynı hızla internete taşıyamıyorlar. Televizyondan veya gazeteden gördüğümüz bir ürün veya servis hakkında bilgi almak için reklamda yazan web sitesi (ne için yazıyorlarsa) ne girdiğimizde konuyla ilgili hiçbir bilgi alamıyoruz. Yine örnek olarak Vestel ve Peugeot olabilir. Burada bir vizyon eksikliği var. Teknolojiden, gelecekten bahseden bu şirketler, iş uygulamaya geldiğinde maalesef eksik kalıyorlar. Neyse konuya devam edelim. Özellikle telefon operatörleri
Turkcell, Telsim, Avea, yine beyaz eşya sektöründen
Arçelik gibi şirketlerde birçok şeyi ilk yaptığını iddia ediyor. Hatta hizmet ve servis sektöründe ki birçok şirket pazarlama prezantasyonlarında, bu ürünü, bu servisi Türkiye’de ilk siz kullanacaksınız! İlk sizde duyulacak. Bunun PR değerini düşünün falan gibi safsatalarla gereksiz birçok ürün pazarlamıyor mu? Yani bu ilk olma durumunu yurdum insanı ve iş dünyası çok önemsiyor. Ve her şeyde olduğu gibi bu rüzgarı da gerekli gereksiz kullanıyorlar. Birde rekor meselesi var ki uzun bir konu. Sadece yurdum insanı değil, tüm dünyada bir çılgınlık Guiness’e girmek. Rekor kırmak adına yapılan saçmalıklar:)
Sözün özü bence yöneticiler AR-GE departmanlarından gelen her projeyi onaylamadan, ilk olma durumundan önce bunun gerçekten değer yaratan bir proje olup olmadığına, yada önemli bir buluş mu olduğuna daha çok özen göstermesi gerekecek. Yoksa böyle komik durumlara alışmak zorunda kalacağız. Bu arada konuyla ilgili Eylül’de blogunda “portakal sıkan buzdolabı” fikrini geliştirerek, dünyada ilk olduğunu vurgulasam bu ürün geliştirme mi olur? diye sormuş. Çok ilginç… Bence bu fikirden faydalanabilirler:)
Uzun süredir yazamadığımın farkındayım. Aslında yazmadığım zaman rahatsızda oluyorum. Ama en azından düşünebiliyorum. Kafamda yazmak için birçok konu planlıyorum. Özellikle Aile-Şirket-Marka konusunda bir yazı yazmayı planlıyorum. Yani bu 3′lünün aslında birbirine çok benzer bir işleyişe sahip olduğunu, ilginç benzetmeleri ve aslında bir ailenin d marka gibi yönetilmesinin getirilerini düşünüyorum. İnşallah yakın zamanda bunları yazıya da dökeceğim. Başka konularda var tabi. Ama uzun süredir yazamadığım için en azından düşündüklerimi paylaşayım dedim. Bu sıralar çok yoğunum. Birde yeni ev ve taşınma telaşı içerisindeyim. Bu telaşta yaşadığım ilginç konularda var. Bu hafta taşınmayı planlıyorum. Gerçekleştirebilirsem önümüzdeki haftalarda rahat rahat yazabilirim. Görüşmek üzere…
İşte Reklam! Son zamanlarda gazetelerde gördüğüm en etkileyici reklam. Herşey çok net ve etkileyici. Neden Atlas Jet’i tercih etmemiz gerektiği bence çarpıcı bir dille anlatılmış.