Müthiş Bir Başarı Hikayesi; Ultimo Sütyenleri

Bugün Marka 2005 konferansındaydım. İlk gün çok hareketli ve faydalı geçti. Konuşmacılar ve başarı hikâyeleri çok etkileyiciydi. Özellikle göğüs büyüten “Ultimo” sütyenlerinin yaratıcısı Michelle Mone. Çünkü onun yaşam hikâyesi bir noktaya kadar bizden bir hikâyeye benziyor. İskoçyalı olan Michelle, fakir bir aile, ailesine bakmak için 10 yaşında çalışmaya başlayan bir kız çocuğu. Daha sonra babasının rahatsızlığından dolayı 15 yaşında okulu bırakarak çalışmaya devam etme kararı ve bir sürü iş deneyimi. Güzel bir bayan olduğu için 17 yaşında mankenlik yapmaya başlıyor. Ve bu yaşlarda hayatının adamıyla tanışarak 18’inde evlilik.

Ama hikâye buradan sonra farklılaşıyor. Michelle, İskoçya’da Kanada’lı bira üreticisi Labatts Brewers’te küçük bir yalanla işe başlıyor. Okul hayatını 15 yaşında noktalamasına rağmen, üniversite sınavlarında çok başarılı olduğunu söyleyerek sekreter pozisyonu ile işe alınıyor. 18 ay içinde ise büyük bir azim ve gelişim göstererek satış takımının başına getiriliyor. Burada çok başarılı işler yapıyor. Bu arada ilk çocuğuna hamile kalıyor. Ve firma tarafından işten çıkarılıyor. İşte asıl hikayede buradan sonra başlıyor. Geçim sıkıntısı başlıyor. İş arıyor, bulamıyor.

Bir gece eşiyle yemeğe çıktıklarında sütyenin kendisini çok rahatsız ettiğini fark ediyor. Bu arada yemekte eşi de bir iş bulması gerektiğini, durumlarının kötüye gittiğini söylüyor. Michelle ise o esnada sütyenin verdiği rahatsızlığın aslında tüm kadınların sorunu olduğunu ve bu konuda bir şey yapması gerektiğini düşünüyor. Kendi deyimiyle o anda ona bir vahiy iniyor. Ve müthiş hikâye başlıyor. Krediler alarak AR-GE çalışmalarına başlıyorlar. Uzun uğraşlardan sonra sütyen ortaya çıkıyor. Bu arada kredileri ödeme zamanı geliyor. Yani durum hala kötü. Sütyeni deneyen herkes çok beğeniyor. İş bunu pazarlamaya geliyor. Michele’nin eşi bunu küçük mağazalardan başlayarak pazarlamayı tavsiye ediyor eşine. O ise, hayır en tepeden gireceğim piyasaya diyor ve İngiltere’nin en büyük perakendecisinin kapısında buluyor kendisini. Sabahtan akşama kadar Satınalma’cıyla görüşmek için bekliyor. Ama görüştürmüyorlar. Fakat Michele daha önce resmini gazetelerden görmüş olduğu satınalmacıyı bekleyip, iş çıkışı yakalıyor. Durumu anlatıyor ve bayan olan satınalmacıya ısrarla bu sütyeni denemesini öneriyor. Denemeden sonra bu sütyenleri satmaya karar veriyorlar.

Bu arada ürüne “Ultima” adını veriyor. (Merak edenler için İtalyanca ve İspanyolca sonuncu, son demek) Birde bu ürünün lansmanı var. Ancak Michele’nin bu işe ayıracak sadece 500 Sterlin bütçesi var. Bu bütçeyle en etkili PR çalışmasını yapmayı planlıyor ve cerrah olan kayınpederini arayarak 9 adet cerrah gömleği istiyor. Sonra gidip 9 tane figuran ile anlaşıyor. Onlardan bu cerrah elbiselerini giyerek, şehrin en işlek caddesinde ellerine “Ultimo yasaklansın. İşimiz elimizden alınıyor. Devlet buna bir çare bulsun” yazan pankartlar taşımalarını istiyor. Herkes ona, kendisini kötülediğini, saçma bir iş yaptığını söylüyor. Ama o kimseyi dinlemiyor. Bu iş ya ters tepecek, yada muhteşem bir çıkış yakalayacaktır. İkinci opsiyon gerçekleşiyor ve Ultimo büyük bir çıkış yakalıyor.

O kadar büyük ki, bir sene sonra Michele’yi Amerika’dan arayan ve Fortune listesinde dünyanın en güçlü 10 kadınından birisi olduğunu söyleyerek görüşmek isteyen kadın “Ultimo” için 20 milyon dolar teklif eder. Ama Michele, bu teklifi kabul etmez. Kadın ona derki, çok büyük bir yanlış yaptın. 5-6 ay içinde batıp gideceksin, yok olacaksın. Michele buna gülüp geçer. Bu sırada artık çok meşhur olmuştur ülkede. Herkes onunla tanışmak ister. Hatta kraliyet ailesi bile. Onunda en büyük isteğidir zaten bu. Ve hatta Prens Charles Michele’yi, başkanı olduğu vakıfta çalışmaya ikna eder. Yani artık o prensin çalışma arkadaşıdır. Ama bu güzel rüya bir gün biter. Çünkü rakiplerde bir şeyler yapmaya başlamıştır. Artık hiçbir mağaza Ultima satmak istememektedir.

Tekrar geçim sıkıntısı çektikleri günlere dönerler. Eşiyle ilişkileri kopma noktasına kadar gelir. Michele yaptığı hatayı kabul eder, başta odaklandığı işini, daha sonra aynı ilgiyi göstermeyerek ve yenilemeyerek ilk raundu kaybetmiştir. Ama yenilgiyi kabul etmez. 5 ay inzivaya çekilerek 50 yeni model üretir ve yine bir perakende devinden ürünleri için yüklü bir sipariş alır. Bu arada yine başı banka kredileriyle derttedir. Ama bir yolunu bulup tekrar büyümeyi başarır. Hatta başta anlattığım şirketini satın almak için 20 milyon dolar teklif eden Amerikalı kadının şirketini de satın alır. 2000 yılında kendinden 20 kat daha fazla ciroya sahip firmaların arasından sıyrılarak “Young Business Achiever of the World” ödülüne layık görülür.

Michele, enterasan hayat hikâyesini bir saat içerisinde o kadar sürükleyici ve heyecanla anlattı ki etkilenmemek mümkün değil. En çok üzerinde durduğu konu odaklanmaktı. “İsteyin ve odaklanın, başaramayacağınız hiçbir şey yoktur” anafikri üzerinde durdu. En çok ilgimi çeken yönü ise çevikliğiydi. Yani çoğumuzun yapamadığını yapıp, düşündüğünü hızla, yılmadan, vazgeçmeden hayata geçirmişti. Bence başarısının sırrı da bu. Umarım bizde de Michelle gibi girişimci bayanların hikâyelerini dünyaya anlatabiliriz. Diğer konuşmacılarla ilgili de yazacağım.

Google Atağa Devam Ediyor!

Google Mart ayında satın aldığı Urchin firmasının şimdiye kadar müşterilerine ayda 200 dolar bedel karşılığında sunduğu web tabanlı site analiz hizmeti Google Analytics adıyla google.com/analytics/ adresinden ücretsiz sunmaya başladı. Google Analytics hizmetini kullanmak için üye olduktan sonra size verilen birkaç satırlık HTML kodunu web sitenizdeki tüm sayfalara eklemeniz yeterli. Bu sayede sitenize gelen ziyaretçilerin sayısından ülkesine, kullandığı sistemden ekranının kaç renk desteklediğine, ziyaret saatinden en çok tercih edilen sayfalara kadar belki de şu ana kadar sahip olmadığınız kadar detaylı bilgilere Google Analytics sayfasından ulaşabiliyorsunuz. Google’ın bu hizmeti kullanıcılar için büyük fayda sağlıyor, ancak kendisinin kazandığı site sahiplerinin kazandığından çok daha fazla. Varlığını toplayabildiği veriye borçlu olan Google, böylece internetteki web siteleri hakkında normalde asla sahip olamayacağı kadar detaylı bilgilere erişmiş olacak.
Google Base de devrede Firmanın kullanıma açtığı bir diğer hizmetse haftalardır hata veren sayfasıyla kendini tanıtan Google Base. Sunduğu hizmetse kullanıcıların internette kendi içeriğini Google altında yaratması. Böylece günde 200 milyonu aşan aramaların arasında sizin içeriğiniz de yer alıyor. Bir anlamda Google sizi bulmadan siz kendinizi ona gösteriyorsunuz. Yeni hizmette kullanıcılar ürün incelemesi, biyografi, seri ilan, ansiklopedik bilgiler, blog, kupon, kitap, film eleştirisi gibi birçok başlıkta kendi içeriğini basit bir form doldurarak yaratabiliyor. Özellikle seri ilan benzeri girişlerin yapılabilmesi, internette bu alanda haklı bir şöhret ve kullanıcı tabanı edinen Craigslist (craigslist.org) ve benzeri siteler için çok iyi bir haber olmasa gerek. (base.google.com) Öte yandan Google geçtiğimiz günlerde satın aldığı yeni web adresleriyle gelecekteki olası planlarına dair ipuçları da verdi. İşte bunlardan bazıları: GoogleMagazines.com, GooglePapers.org,GoogleMicrofilm.com, GoogleLibrary.org.

Aracınıza Kadar Yardımcı Olabilir miyiz?

Dün Kal-Der’in düzenlemiş olduğu 14. Ulusal Kalite Kongre’sindeydim. Akşam dönerken aklıma pazarlama ne için yapılmalı? Nasıl farklı bir şeyler yapılabilir? diye düşünürken bir sürü fikir geldi. Ama bir çoğu uygulanabilir olmadığı için eledim. Ama bir tanesi bana çok mantıklı geldi. Alışveriş merkezlerini özellikle Carrefour, Metro, Migros gibi büyük marketleri düşünün. Müşterinin yaşadığı en büyük sorun nedir? Özellikle hafta sonları, o kalabalığın içerisinden alışveriş arabasıyla otomobilinize kadar ulaşmak bir işkencedir değil mi? Peki X firmanın elemanları, üzerlerinde tişörtleriyle siz kasadan çıktıktan sonra gelip kendilerini ve firmalarını tanıttıktan sonra dilerseniz aracınıza kadar yardım edebiliriz diye sorsalar, ilginizi çekmez miydi? X firma burada hem algısını kuvvetlendirmiş olacak, hem sadakat yaratacak, hem de bu hizmetin dillenmesini sağlayarak firma bilinirliğini arttırmaz mıydı? Birde yardımcı elemanın kasadan otomobile kadar geçen yolda müşteri ile birebir iletişime geçerek ürün veya hizmet hakkında bilgi vermesi daha akılda kalıcı ve kabul edilebilir olmaz mıydı? Bana çok mantıklı geldi. Siz ne dersiniz? Tek dezavantajı, bunun hırsızlarca suistimal edilmesi. Özellikle son günlerde…

Bu içeriği X Firmasının sponsorluğunda okumak ister misiniz?

İnternette Türkiye’de henüz çok fazla içerik ne yazıkki hala yok. Ama yine de durum her geçen gün iyileşiyor. Özellikle bloglar sayesinde içerikler zenginleşiyor. Kısıtlı da olsa içeriğini ücretli olarak ziyaretçilerine açan siteler var. Yani içeriği, makaleyi okuyabilmek için siteye ücret ödeyerek abone olmak durumundasınız. Peki şöyle bir durum hoşunuza gidermiydi? Okumak istediğiniz içerik ücretliyse, tıkladığınızda karşınıza iki opsiyon gelse. Birincisi, “bu içeriği okumak için ücret ödeyerek siteye abone olmalısınız” opsiyonuyla, ikincisi ise bu içeriği “X firmanın sponsorluğunda okumak için tıklayın” (firmanın logosu, bannerı vs.) opsiyonu olsa hangisini seçersiniz? Ben ikincisini seçerdim. Büyük ihtimal büyük bir çoğunluk benim yaptığımı yapardı. Ve önemli bir içerikse o firmaya karşı minnettarlık hissederdi değil mi? Bunu yurtdışında The Economist e-mail bültenlerinde yapıyor. Bazende bu içeriği ücretsiz okumak için “x firmanın reklamını izlemek ister misiniz?” seçeneği çıkıyor. Birde reklam güzelse içerikten çok reklam izleniyor. Hatta arkadaşlara tavsiye ediliyor. Bu fikri Türkiye’de uygulayacak birileri var mıdır acaba?

KOP-GE (Kopyalama-Geliştirme)

Hafta sonu Eylül’ün blogunda Vestel’in yeni ürünü dizüstü bilgisayar görünümlü DVD player ile ilgili bir yazısını okudum. Yazının ana fikri; yenilik yapmak adına anlamsız ürün birleştirmeleri yapan şirketler. Ve örnek olarak Vestel… Hak vermemek mümkün değil.. Ben bu durumu bir dönemler revaçta olan Arabesk furyasında Müslüm Gürses’in durumuna benzetiyorum. Yakaladığı rüzgârla her ay bir kaset çıkaran, hatta birisini duymadan yenisinin piyasa çıktığı gibi komik durumlarla da karşılaşılıyordu. Aynı şey pop müzik furyasında da vardı. Her gün yeni bir şey yaptığını (yeni bir sound yakaladığını, farklı bir yorum iddiası, doğu-batı sentezi yalanları) iddia eden yapımcıların piyasaya sürdüğü aynı formattaki zavallı insanlar… Çoğunu hatırlamıyoruz bile. İçlerinden sadece 1-2 tanesi günümüze kadar gelebildi. Aynı milyonlarca spermden sadece birisinin ana rahimine ulaşması ve doğumla sonuçlanan mucizevi olay gibi.Bu durum şimdide ne kadar farklı da görünse iş dünyasında yaşanıyor. İlk olma durumunu kullanarak farklı olduklarını iddia ediyorlar. Üstelik bunu sadece Vestel yapmıyor tabiî ki… Ne hikmetse tanıtım ve reklamı sadece gazete ve televizyon zanneden bu şirketlerimiz yeni ve ilk diye lanse ettikleri ürünleri nedense aynı hızla internete taşıyamıyorlar. Televizyondan veya gazeteden gördüğümüz bir ürün veya servis hakkında bilgi almak için reklamda yazan web sitesi (ne için yazıyorlarsa) ne girdiğimizde konuyla ilgili hiçbir bilgi alamıyoruz. Yine örnek olarak Vestel ve Peugeot olabilir. Burada bir vizyon eksikliği var. Teknolojiden, gelecekten bahseden bu şirketler, iş uygulamaya geldiğinde maalesef eksik kalıyorlar. Neyse konuya devam edelim. Özellikle telefon operatörleri Turkcell, Telsim, Avea, yine beyaz eşya sektöründen Arçelik gibi şirketlerde birçok şeyi ilk yaptığını iddia ediyor. Hatta hizmet ve servis sektöründe ki birçok şirket pazarlama prezantasyonlarında, bu ürünü, bu servisi Türkiye’de ilk siz kullanacaksınız! İlk sizde duyulacak. Bunun PR değerini düşünün falan gibi safsatalarla gereksiz birçok ürün pazarlamıyor mu? Yani bu ilk olma durumunu yurdum insanı ve iş dünyası çok önemsiyor. Ve her şeyde olduğu gibi bu rüzgarı da gerekli gereksiz kullanıyorlar. Birde rekor meselesi var ki uzun bir konu. Sadece yurdum insanı değil, tüm dünyada bir çılgınlık Guiness’e girmek. Rekor kırmak adına yapılan saçmalıklar:)

Sözün özü bence yöneticiler AR-GE departmanlarından gelen her projeyi onaylamadan, ilk olma durumundan önce bunun gerçekten değer yaratan bir proje olup olmadığına, yada önemli bir buluş mu olduğuna daha çok özen göstermesi gerekecek. Yoksa böyle komik durumlara alışmak zorunda kalacağız. Bu arada konuyla ilgili Eylül’de blogunda “portakal sıkan buzdolabı” fikrini geliştirerek, dünyada ilk olduğunu vurgulasam bu ürün geliştirme mi olur? diye sormuş. Çok ilginç… Bence bu fikirden faydalanabilirler:)